3/7/2009 · Kategori: Yazilar
Bavulları hep toplu durmalı insanın...

Bir gün telefonların hiç çalmayabileceği hesaplanmalı...
 
Tül perde arkasından misafir yolu gözlemekten vaz­geçmeli...
 
İhanetlere, terkedilmelere, bir başına bırakılmalara hazırlıklı olmalı...
 
Yalnızlığa alışmalı...
 
Çünkü "omuz omuza" günlerin vakti geçti. Dayanışma... günümüz borsasının değer kaybeden hisse senet­lerinden biri artık...
 
Bireyin keşif çağı, geride kı­rık dökük yalnızlıklar bıraktı.
 
Terörün bile bireyselleştiği çağdayız. Zaman, birlikten kuvvet doğurma zamanı değil; zaman, tek başına dimdik ayakta kalabilmeyi becerme zamanıdır.
 
İşte o yüzden alışmalı yalnız­lığa...
 
Sokaklar dolusu ıssızlıkla başbaşa yaşamayı göze almalı insan... Güvendiği dağlardaki karlara bakıp ders çıkarmalı...

Hüzünlü bir şarkıyla paylaşı­lan gecelerde başım dayayacak bir omuz arama huylarından vazgeçmeli.Sofrada tek tabağa, tabakta az yemeğe alışmalı...

Romanlardan yalnızlığı yücelten paragraflar asmalı evin en görünür  duvarlarına...
 
"Yalnızlık paylaşılmaz/ Paylaşmılsa yalnızlık olmaz" dizeleriyle başlamalı güne...
 
Telesekretere "şu anda size cevap verebilecek kim­se yok" denmeli,"... belki de hiçbir zaman olmaya­cak

 Cevapsızlığa, sessizliğe ısınmalı...
 
Oysa sessizlik haksızlığa alkıştır.
 
Haklılığın onuru yaşatır insanı... Susmanın utancı öldürür.
 
O yüzden en sessiz gecelerde ''doğruydu, yaptım"la teselli bulmalı insan...

 Feryada komşuların yetişmemesine, soğuk duvar diplerinde sessizce ağlaşmaya alışmalı. Kendiyle he­saplaşmaya çalışmalı...
 
Gece yastıkla ağlaşmaya, sabah aynayla gülüşmeye, kendiyle hüzünlenip, kendiyle keyiflenmeye hazır ol­malı...
 
Hep başını alıp gidebilecek kadar cesur, ama hep kalıp savaşacakmış kadar gözüpek olabilmeli...
 
Sessizliği, sese dönüştürebilmeli. Ve sırt çantasını her daim hazır tutmalı insan...
 
Yollarla barışmalı...
 
Yalnızlığa alışmalı...