..
16/12/2009 · Kategori: Fotograflarim


16/12/2009 · Kategori: Yazilar

Bu bir lanet olmalı. Sevdiğim herkes uzakta. Hem de çok uzakta. Bırak şehir dışında olmayı ülke dışında. Hatta kıta dışında. Okyanuslar ötesinde.  
 
Sürekli bir gurbet hissindeyim. Vatanımda gurbet çekiyorum. Arkadaşlarımın gurbetini çekiyorum. Onlar gitti, gurbette kalan ben oldum.  
 
Geçenlerde yazıyordu. Sevdiklerinden ne kadar uzakta yaşıyorsan o kadar mutsuz oluyormuşsun. Sevdiğin aynı şehirde ise bir birim mutluysan aynı mahallede olduğu zaman iki birim mutlu oluyormuşsun.  
 
Bendeki talihe bakın ki aynı mahalleyi geçtim aynı şehri bile tutturabildiğ im yok. Hepsi çok uzakta.  
 
İnsan 30 yaşından sonra arkadaş yapamıyor kendine. Koca yapıyor, karı yapıyor, çocuk yapıyor, arkadaş yapamıyor. Yapsa da eskiler gibi olmuyor. 
 
Halbuki uykuya dalar gibi arkadaş olurduk okuldayken. Arkadaş olmak için yaratılmış gibiydik. Bir hafta içinde böbrek verecek hale gelirdik.  
 
Neden olmuyor bu işler 30'undan sonra? Neden olamıyor?  
 
Oysa o ne güzel bir iştah, o ne güzel bir açlıktı.. Herkes herkese açtı. Seçer, bulur buluştururduk "ruh ikizlerimizi. " Ne de çok ruhtaşımız vardı. Hiç açıkta kaldığımı hatırlamıyorum. Ruhumun güzel bir ikizi mutlaka olurdu yanı başımda. Ölümüne sevdiğim, uğrunda her şeyi göze alabileceğim, her şeyiyle güzel, her şeyiyle doğru, her şeyiyle kabul ettiğim... Basbayağı bir aşkla bağlı olduğum...  
 
Evinde yatıya kalmadığım tek bir arkadaşım yoktu. Evler, odalar, yataklar sonuna kadar açıktı. Giysiler karışırdı, herkesin evinde herkesin bir parçası olurdu. Çamaşır makineleri herkesin çamaşırını yıkardı. Kimse gocunmazdı.  
 
Şimdi ne zor. Herkes kapalı kutu. Herkes kapanmış, kaplumbağa olmuş. Bir kahve içimi zorlu randevulara bakıyor. Yatıya kalmak bir tabu. Evler de gönüller de sı msıkı kapalı.  
 
Gençliğin en çok bu yanını özlüyorum. Ne güzelliğini, ne diriliğini, ne başıboşluğunu. Aynı yazarı, aynı şairi seviyoruz diye kuruluveren dostlukları özlüyorum. Birbirimize yazdığımız o uzun, o sapıklık derecesindeki ayrıntılı mektupları özlüyorum. Birbirimizi eleştirmeyişimizi özlüyorum. Birbirimizin dedikodusunu yapmayışımızı özlüyorum. Sevgili olarak kimseleri yakıştırmayışımızı özlüyorum. Arkadaşımı koruyacağım diye annemle yaptığım şiddetli kavgaları özlüyorum. Kavgayı değilse de kavganın altındaki ruhu özlüyorum. Dünyaya karşı arkadaşımın koruyucu meleği olmayı özlüyorum. Veya öyle olduğumu sanmayı... 
 
Çocuğum olsaydı tek bir arkadaşında bile kusur bulmayacaktım. Öyle söz vermiştim kendime. Bırakacaktım arkadaşlık uykusunda mışıl mışıl uyusunlar. Bırakacaktım eve istedikleri gibi girip çıksınlar. Bırakacaktım istedikleri gibi buzdolabını talan etsinler. Bırakacaktım istedikleri gibi sevsinler birbirlerini. Tek bir laf etmeyecektim. Kimseyi evine yollamayacaktı m. Kızımın arkadaşı kızım, oğlumun arkadaşı oğlum olacaktı.  
 
30'undan sonra arkadaş yapılamıyor. Kötülükten değil. Başka bir şey. Ama neden çözemiyorum 

3/7/2009 · Kategori: Yazilar
Bavulları hep toplu durmalı insanın...

Bir gün telefonların hiç çalmayabileceği hesaplanmalı...
 
Tül perde arkasından misafir yolu gözlemekten vaz­geçmeli...
 
İhanetlere, terkedilmelere, bir başına bırakılmalara hazırlıklı olmalı...
 
Yalnızlığa alışmalı...
 
Çünkü "omuz omuza" günlerin vakti geçti. Dayanışma... günümüz borsasının değer kaybeden hisse senet­lerinden biri artık...
 
Bireyin keşif çağı, geride kı­rık dökük yalnızlıklar bıraktı.
 
Terörün bile bireyselleştiği çağdayız. Zaman, birlikten kuvvet doğurma zamanı değil; zaman, tek başına dimdik ayakta kalabilmeyi becerme zamanıdır.
 
İşte o yüzden alışmalı yalnız­lığa...
 
Sokaklar dolusu ıssızlıkla başbaşa yaşamayı göze almalı insan... Güvendiği dağlardaki karlara bakıp ders çıkarmalı...

Hüzünlü bir şarkıyla paylaşı­lan gecelerde başım dayayacak bir omuz arama huylarından vazgeçmeli.Sofrada tek tabağa, tabakta az yemeğe alışmalı...

Romanlardan yalnızlığı yücelten paragraflar asmalı evin en görünür  duvarlarına...
 
"Yalnızlık paylaşılmaz/ Paylaşmılsa yalnızlık olmaz" dizeleriyle başlamalı güne...
 
Telesekretere "şu anda size cevap verebilecek kim­se yok" denmeli,"... belki de hiçbir zaman olmaya­cak

 Cevapsızlığa, sessizliğe ısınmalı...
 
Oysa sessizlik haksızlığa alkıştır.
 
Haklılığın onuru yaşatır insanı... Susmanın utancı öldürür.
 
O yüzden en sessiz gecelerde ''doğruydu, yaptım"la teselli bulmalı insan...

 Feryada komşuların yetişmemesine, soğuk duvar diplerinde sessizce ağlaşmaya alışmalı. Kendiyle he­saplaşmaya çalışmalı...
 
Gece yastıkla ağlaşmaya, sabah aynayla gülüşmeye, kendiyle hüzünlenip, kendiyle keyiflenmeye hazır ol­malı...
 
Hep başını alıp gidebilecek kadar cesur, ama hep kalıp savaşacakmış kadar gözüpek olabilmeli...
 
Sessizliği, sese dönüştürebilmeli. Ve sırt çantasını her daim hazır tutmalı insan...
 
Yollarla barışmalı...
 
Yalnızlığa alışmalı...

26/4/2009 · Kategori: Video Kliplerim
DAĞLI....
30/3/2009 · Kategori: Video Kliplerim
24/3/2009 · Kategori: Siirler

Gittin, kanadı kırık kuştum
Sustum, sözlerine küstüm
Hani kırılırsın siyaha
Nöbet nöbet geceler boyunca
Dün güne dize gelince
Yürek acılara doyunca
O tez dönüşün geç olunca
Kendime tahammülü öğrendim
Kördüm, bilendim
Seni unutmayı öğrendim
Sen yoktun, ben yalnız kalmayı öğrendim,
Acıya duvar gibi durmayı öğrendim,
Kaybolmuş bir dilin sözcükleri gibi
Köksüz, bağsız durmayı öğrendim
Vazgeçtiysen hep sağanak yağışlarımdan
Vazgeçtiysen bitmek bilmez kışlarımdan
Korkma kimseye ödenecek borcum yok
Yoksaymayı ben SENDEN öğrendim

« Önceki ::